“Rüyalarda göster”

“Hafıza”ya çift tıklıyoruz.
Oradan “Donanım Özellikleri”nden “Bilinçaltı”nı seçip, Ekle diyoruz.
Açılan kutucuktan “Kişiler”i seçip, Göz At diyoruz.
Oradan ….’i bulup Ekle’ye basıyoruz.
“Bunu Rüyalarda Göster” seçeneğini de işaretleyip önce Uygula sonra Tamam diyerek çıkıyoruz.
Aslında Tamam deyip çıksak da olur ama olsun, emin olmak için hem Uygula hem de Tamam diyoruz.

 

Bu aralar bilinçaltına takıldım sanırım.

Hoş geldin

“Artık buraya uğrayanı kalmadığı için bu yazıyı hakettiği yere koyabilirim sanırım.”

Seni karşımda görünce “Uyuyor musun?”dan daha anlamsız soruların en önemlisini sorarım önce.

“Geldin mi?”

Bizi karşılaştıran olsa olsa aşktan kör kalmış talih olacağından, ona da bir “Teşekkürler” dersem gökyüzüne doğru şaşırmazsın umarım. Öyle elimizi, kolumuzu, kendimizi koyacak yerler aramadan -ayakta kalmasın şaşkınlığımız- eski günlerin hatırına, hadi gidip oturmak için uçan bir yerler bulalım. Sonra ben sana uzunca bakayım sen utanıp gözlerini kaçırırken, hala aynı yüz mü, aklımdakinden neler değişmiş diye.

“Elimde değil”.

Havadan sudan konuşacak değiliz ya, asıl konularda dağ olmuş, en iyisi mi bakışıp, susalım. O sırada siparişlerimiz gelir şansımıza, bana siyah demli, sana berrak yeşilinden. Şeker attın mı diye bakarım zihnimdekilerin sağlamasına devam ederek, aklım topladığımız, dolabımın köşesinde yıllardır kullanmaya kıyamadığım poşet dolusu şekere kadar gider.
Konuşmamız lazım ama nereden diye düşünmenin anlamsızlığında, tam ağzımı açacakken -yani en doğru zamanda- sen hatırladığın tüm arkadaşlarımı sormaya başlarsın.Nasıl olsunlar?
Herkes bir mutsuz, herkesin suratı bir asık, sanırsın onlarda seni kaybetmiş.
Zamana baksana, bir saat ne ara geçti karşılaşalı, senin yanındayken hep böyle olurdu da, şimdi olmasaydı keşke.
İçimde ne çok keşke kalacak sen kalkıp gidince.

Kalmasa keşke…

Böyle olmayacak, konuşmak lazım diye salarım çenemin iplerini, arada sen hep buradaymışsın da ben senden sır saklamışım gibi anlatmadığım her şeyi anlatmaya başlarım. Konudan konuya atlayıp bir sürü aptalca espri, kendime üç beş hafif hakaret, bir de araya kontrol amaçlı “GORA” göndermesi katıp yüzünde birkaç tanıdık gülümseme görünce fazla takılı kalamam suratındaki değişikliklere, kapılırım o anın sihrine…

Allah’ım tıpkı eski günlerdeki gibi olmadık mı şimdi…

Konular -yani suya sabuna dokunmayanlar- azaldıkça, sabırsızlık biraz daha arttı sanki içimde. Paniğe gerek yok kalbim, taktığımız bu maske şimdiye kadar ki en sağlamı.
Derine açılmadan senden uzak anılar gelir, artık konularda seçici olamayız, belli ki tünelin sonuna yaklaşmışız… Benden mi gelecek asıl konunun açılışı diye bekliyorsun, çok değişmemişsin bu konuda, belli ediyorsun hala…
Ama ben de senden bekliyorum bu defa cesareti, eskiden yapamazdım ama söz verdim bu defa yaşıma…
Sen hatırlamazsın belki, hani “İkili delilik” diye bir şarkısı vardı Sezen Aksu’nun, onu bizim için yazdığımı sandığında ne çok üzülmüştün sen.
Bense mutlu olmuştum acından.
Bilmeden, sırf o şarkıyı sevdiğimden yazmıştım da, senin hala beni düşünen, seven bir yanını çatlatmıştım. Ondan sonra da böyle olaylar olsun diye az uğraşmadım, bağırıp çağırdım, yok bir daha tutturamadım, kalbini boşuna kırdım… Sonunda düşmanın gibi olmuştum galiba yaptıklarımla, sen amerika’dayken, ben çok ırak’tım sana…
Konuşmadan kalkma zamanı geldi, bu performansla, büyük de bir olasılıkla, şu kör kalmış talihte senle beni bir araya getirmez bir daha…

”Nerede kalıyorsun?
Onlar hala aynı yerde mi kalıyor?
Uzak ama yok olmaz, ben seni bırakırım oraya!”
“Elimde değil”

Hani İstanbul’un en güvenlikli yurduna bıraktığım gibi, son bir kez daha bırakabilirim seni. Bu defa bende kalan her şeyinle…

Bu “Seni seviyorum” lar kalmış yastığımın altında, sayıklarken falan düştüler herhalde, bu hediye fikirlerim var, üç beş tane işte, bak şu çok güzel, hani ilerde lazım olursa. Bir de şu kolyen var bende, hiç çıkarmadan yıllarca taşıyıp, rengini, şeklini bozduğum. Biraz kirli, temizletmek isterdim ama benden başka kimse dokunsun istemedim ona yüklediğim anlamlara. Ne zaman verdiğini hatırladın mı, ben hiç unutmadım o günü.

Bir de çıkarıp artık takmamam gerektiği günü…

Ne çabuk geldik değil mi ya, ben saçmaladığımda zaman çabuk geçiyor galiba. Ne yapacağımızı bilemeden öyle bakışmaya gerek yok.
Sarılacağım tabiî ki de sana.
Sarılıp boynunun yanına geçince yüzüm, maskem düşecek büyük bir olasılıkla ve o bir saniyede tüm gücümü harcayacağım öpmemek için seni, koklamamak için saçlarını ve öldüresiye sımsıkı sarılmamak için sana.
Sen giderken yine arkandan dua edeceğim, seni her bıraktığımda ettiğim gibi, gerçek olmadı hiçbiri ama dedim ya.

“Elimde değil”

Nasılsa sen bilmiyorsun söylediklerimi, yukarıdaki söz verdi ama dinletecek bir bir öbür tarafta…

Gittin mi şimdi sen canımın ta kendisi,
Olsun!
Bitmedi ki aşkımız.
Şimdi ayrılmış olsak da
O da sevdaya dâhil değil miydi?
..Hoşça kal…

Bilim adamlarının yalancısı

“Olup olabilecek her şeyi düşünüp taşındım.

Sonunda işte, her şeyi bilinçaltıma bıraktım

O benden daha iyi bileceğinden değil,

                                                            Yavaşça acı veren anıları unutturuyormuş

Ben bilim adamlarının yalancısıyım…”

-mak

Elimde bir sürü bitmemiş yazı var sayın okuyucu. Bunların bir çoğuna burun kıvırıp devamlarını getirmesem de bana yazmayı sevdiren insanların varlığını hissedince “haydi birşeyler koy İlker” demişler gibi birşeyler ekleyeyim dedim. Bu post heralde ara ara güncellenir, siz üşenmez de bakarsanız yeni şeylerin eklendiğini, o zamanlardaki fikirlerimi öğrenebilirsiniz. Şimdilik sadece eskiden düşündüklerimle başlayacak, nasılsa çoğunu hala düşünüyorum.

Sabahın körü sayılacak bir saatte uyanmak.

Ve dışarıda insanların hayat telaşına daha kapılmadıklarını gösteren, sessiz ve bomboş sokaklara camdan bakmak.

Hayatın sadece saatler kadar uzak olduğunu bilirken o sessizliği izlemek, ortalıkta dolaşan sokak köpeklerine, kedilere, uçuşan yapraklara ya da şanslıysan dökülen yağmura bakmak…

Aradığının bu sakinliğe çok yakın olduğunu hissederken, birbirine güvenmeyenler ülkesinde hayatına bir yön vermeye çalışmak…

Çoğu zamanda insanların aslında ulaşılamaz standartlarına yol almaya çalışmak…

emptiness ” “

They say you don’t get over someone until you find someone or something better. As humans, we don’t deal well with emptiness. Any empty space must be filled. Immediately. The pain of emptiness is too strong. It compels the victim to fill that place. A single moment with that empty spot causes excruciating pain. That’s why we run from distraction to distraction and from attachment to attachment.

 

 

                                                                                                                            Yasmin Mogahed