En iyi seni biliyorum, dolayısıyla seni yazıyorum. Kenarda köşede kalmış anılarımı toplayıp, senin gidişine annemin yazlıkları kaldırışı gibi hazırlanıyorum. Demek ki benimde içime kış gelecek.

Olsun soğuğu severim ben, tenim hep sıcaktır zaten. Peki ya içim.

İçimi ısıtacak dostlar bulmak zor işte. Zaten bulsam bile onlara ayıracak ne kadar sevgim kalmış ki. Sevmeden dost olmaz, ben tüm dostlarımı çok severim aslında. Aramam, sormam belki ama gördüğüm zaman kaldığımız yerden devam ederiz hepsiyle. Belki ondan onlarda kızamaz bana. Ama eğer şimdi onlara seni anlatsam kızarlar. Ne yapayım, en iyi seni biliyorum, seni anlatıyorum.

Rüyamda onu gördüm diyorum, karşımdaki surata. Surat benim en yakın arkadaşımın, ona her şeyi anlatıyorum. Aslında ne söyleyeceğini biliyorum ki bana. En iyi arkadaşlar da bu yüzden var zaten, bir nevi kendi kendinle konuşmak. Sanki hiç yapmadığım şey.
Yok, anlatamamışım, rüyaymış hepsi.

O zaman sen de gitmemişsindir belki diye çimdikliyorum kendimi. Canım acıyor. Rüya değilmiş demek ki. Canımın acısından gözlerim yaşarıyor. Acıdan, üzüntüden değil, çok kötü çimdiklemişim kendimi.

Bir kere diyorum rüyalar gerçek olsa, “Olmaz” diyor en yakın arkadaşım, o daha devamını söylemeden biliyor söyleyeceklerimi, sensiz rüya göremiyorumki.

Çok güzel saçmalıyorum, kendimi tutmadan yerden göğe saçmalıyorum.

Seni unutmayı saklambaç gibi oynuyorum. Gözlerim kapalı olduğu sürece yoksun, gözlerimi açınca nereye baksam seni buluyorum.

Yoksa oyunlar için büyüdüm mü İstanbul?

“Bunları da sana yazmıyorum, öyle içimi döküyorum, aslında seni çoktan unuttum.”
İşte bu yalanımla Cehennem’i garantiliyorum.

Kafamda planlar yapıyorum, off ne deli planlar. Her gece yarın onları yapacak gücü bularak uyuyorum. Rüyalar görüyorum, hepsini unutuyorum. Sabah öyle yorgun kalkıyorum ki, rüyamda neler gördüm diye meraklanıyorum, acaba rüyamda yanına kadar koşup bir taş mı atıyorum camına.

Ara sıra denk geliyor, saate bakıyorum, saatle dakika aynı, o zaman sevdiğim de beni düşünüyordur diyorum. Bak işte,gördün mü, zaman da benimle dalga geçiyor. En çok ona kızıyorum, hem dalga geçiyor, hem hayatımdan çalıyor.

Geçmişe dönmemeye çalışıyorum, insanlar sağolsunlar unutturmaya çalışıyorlar seni, çoğu zaman tipik erkek moduna itekliyorlar beni: “Off şu kıza bak”
“Evet o kızın saçları güzel ama onun ki çok daha güzeldi, yüzüne düşen perçemleri parıldayan gözlerinin ışıklarını saklayamazdı… “diye düşünürken “ Hangisi” diye soruyorum bende.

E, hani nerede yeni hikâyeler diye soruyorlar bana, anlatacak yeni bir şeyler bulamadım ki, en iyi seni biliyorum, ondan yani, hep seni yazıyorum.

Dönmen konusu üzerinde çok duruyorum, olursa eğer hazırlıksız yakalanmak istemiyorum. Elimde bu olayın olabilirliğini ölçecek bir şeyler yok, bildiğim tek yöntem papatya falları. Çiçekçime “Seviyor” çıkanı gelmemiş ki, “Dönecek” diyeni gelsin. Kahve falına abansam, inanamıyorum ki telvelerde çıkan balıklara. Sonunda cidden Thelma’ya dönüşürsem diye ufaktan korkuyorum. Hayır, hayır, bu durum normal, delirmiyorum. Belki sadece bir tahtası kırıktır kalbimin, belki iki-üç tane. Fark etmez yani. Sadece kış gelecek diye tamir etmek istemiyorum. Soğuğu severim ki ben.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s